Ana sayfa » Yerel » ADD ALİAĞA ŞUBESİNDEN BASINA VE KAMUOYUNA…

ADD ALİAĞA ŞUBESİNDEN BASINA VE KAMUOYUNA…

Yazar: Erdinç Şahin
0 yorum

KUZEYEGEHABER-Atatürkçü Düşünce Derneğince Laikliğin Anayasa’da ifade edilmeye başlanmasının 95. yıldönümü nedeniyle basın açıklamasında bulunuldu. Açıklama metni şöyle:

“Laiklik, Cumhuriyetimiz’in kuruluş felsefesinin temel ilkesi, yüz yıldır altında güvenle yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti Kubbesi’nin kilit taşıdır.

Laiklik, sadece din ve vicdan özgürlüğü olarak tanımlanamaz. Aynı zamanda bireyin çağdaş bilimsel bilgi ile donatılması, fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür yurttaş olarak yetiştirilmesidir.

Uluslaşmanın, ulusal bağımsızlığın, birlikte yaşamanın, düşünce ve düşünceyi yayma özgürlüğünün, bilim ve sanatta üretkenlik ve yaratıcılığın, kültürel gelişimin, kadın erkek eşitliğinin, bütüncül kalkınmanın, emeğin en yüce değer olduğu bilincinin, üretmenin ve hakça bölüşmenin, hukuk devletinin, dünya uluslar ailesinin onurlu üyesi olmanın, kısacası insan gibi yaşamanın temel güvencesi, demokrasinin olmazsa olmazıdır Laiklik.

Laiklik, din ve devlet işlerinin değil, din ve dünya işlerinin birbirinden ayrılmasıdır.

10 Nisan 1928

Yaklaşık yüz yıldır emperyalizm ve işbirlikçilerinin unutturma çabalarını aralıksız sürdürdükleri Cumhuriyet tarihimizin en önemli günlerinden biri…

Cumhuriyetimiz’in ve Aydınlanma Devrimleri’nin en yaşamsal adımının atıldığı gün…

9 Nisan 1928 günü TBMM; Başbakan İsmet İnönü ve arkadaşlarının verdiği kanun teklifini oy birliği ile kabul ederek 1924 Anayasası’nın 4 maddesini değiştirdi. “Türkiye Devleti’nin dini, Din-i İslam’dır, Resmi Dili Türkçedir, Makarrı Ankara şehridir” diyen 2. maddesinden “Devletin dini, Din-i İslam’dır” tümcesi, 16. maddesindeki milletvekili yemini ile 38. maddesindeki Cumhurbaşkanı yemininden “Vallahi” sözcüğü ve 26. maddesinden de din işlerinin düzenlenmesini TBMM’nin görevleri arasında sayan cümle çıkartıldı.

Bu yasanın 10 Nisan 1928 tarihli Resmi Gazete’de 1220 sayı ile yayınlanarak yürürlüğe girmesi sonucu artık Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde hiçbir iş ve işlemin din kuralları ile naslar ile görülemeyeceği yasalaşmış oldu. Nihayet 5 Şubat 1937’de atılan son bir adımla da Laiklik Anayasa’da ilke olarak yer aldı.

İlk insan topluluklarında kaba kuvvet, aile bağları, büyü, doğa güçleri ve benzerlerine dayanılarak kullanılan yönetme erki, yerleşik düzene geçilmesi ve devletlerin ortaya çıkması ile birlikte ilahi kaynaklar dayanağı ile kullanılır olmuştur.

Yönetme erkinin tanrısal dayanağına ilk olarak 1517’de Almanya’da Luther karşı çıkmış, sonucunda Almanya’da Protestanlık, Fransa’da Kalvenizm ve İngiltere’de Kral VIII. Henri ile Anglikan Kilisesi doğmuş, Vatikan vesayet ve despotizmi kırılmıştır. Dinde reform, bilim ve sanatta rönesans ile gelişen bu süreçteki 200 yılı aşan sancılı ve kanlı mücadelelerin ardından nihayet kiliseyi ve O’na dayanan kraliyet rejimini hedef alan 1789 Büyük Fransız Devrimi ile yönetme güç ve yetkisi gökten yere indirilmiştir.

Büyük Atatürk ve Kemalist Devrimciler de kongreler sürecinde ortaya koydukları “Milletin istiklâlini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” hedefini, 23 Nisan 1920’de açtıkları Büyük Millet Meclisi ile hayata geçirmişler, “Hâkimiyet Bilâ Kaydü Şart Milletindir” (Egemenlik Kayıtsız Koşulsuz Ulusundur) tümcesini 1921 Teşkilatı Esasiye Kanunu’nun 1. Maddesine yazıp Türkiye Büyük Millet Meclisi duvarına da silinmemek üzere asmışlardır.

Yönetme güç ve yetkisini Ulusal İstenç’ten (Milli İrade’den) alan Kemalistler kurdukları Büyük Millet Meclisi Hükümeti ile hem Ulusal Bağımsızlık Savaşı’nı zafere ulaştırarak vatanı kurtarmışlar, hem de göksel dayanaklı feodal düzeni yıkarak kuldan özgür yurttaş yaratmanın yolunu açmışlardır. Bu amaçla, zaferden hemen sonra 1 Kasım 1922’de saltanat ve 3 Mart 1924’de hilafet kaldırılarak Ulus Egemenlik kesinleştirilmiş, 10 Nisan 1928’de de devlet laikleştirilmiştir.

Yıllardır ve günümüzde 10 Nisan Laiklik Günü’nü yok sayma çabası içinde olanların dini nasıl istismar ettiklerini her gün yeni bir örnekle izliyoruz. Bu aymazlar; meşruiyetlerinin kaynağını kurutmaya, bindikleri dalı kesmeye çalıştıklarının farkında değiller. Aldıkları kararları kutsal inançlara dayalı hale getirerek itirazsız bir biat toplumu ve tartışılamaz bir yönetim özlemi çekenlerin, laikliğe neden düşman oldukları ve demokrasiden ne anladıkları ortadadır.

Demokrasinin ve olmazsa olmazı laikliğin yaşamsal değerini öğrenmenin en pahalı, en acılı yolu teokratik bir diktanın sultasına düşmektir. Bunu görmek için uzaklara gitmeden bölgemizdeki birçok ülkeye bakmak yeterlidir. Unutulmamalıdır ki; coğrafyamızda “Yurtta Sulh Cihanda Sulh” ilkesine dayalı Laik Cumhuriyetimiz’i yaşatmadıkça, iç barışımızı korumak da, Türkiye’nin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü sürdürmek de olanaklı değildir. Bu nedenle bıkmadan, usanmadan “Yeniden Atatürk Cumhuriyeti” çağrımızı yineliyoruz.

Atatürkçü Düşünce Derneği olarak; Türk Ulusu’nun 10 Nisan Laiklik Günü’nü kutluyor, bu vazgeçilmez ilkeyi sonsuza dek koruma ve savunma azim ve kararlılığımızı bir kez daha kamuoyuna duyuruyor, ülkemizi yöneten ve yönetmeye talip olan herkesi ve her kurumu Laikliğe sahip çıkmaya çağırmayı görev sayıyoruz.

Saygılarımızla…”

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ GENEL MERKEZİ

İlginizi Çekebilecek Yazılar

Yorum Yap

* Bu formu kullanarak, verilerinizin bu web sitesi tarafından saklanmasını ve işlenmesini kabul etmiş olursunuz.

© 2015 – 2024 | Kuzeyegehaber.com