Bir bilgelik ve kültür alanı insanların kişisel öyküleriyle yaşar. Bilgelik ve kültür alanlarının canlı kalması, geleceğe taşınması, geleceği kapsaması, değer üstüne değerdir.
Bu nasıl sağlanır ?
Başlıktaki gibi fiziksel bir eylemle, hiç değil ! Ancak, Kuzey Ege’de yaşayanlar, ” kes kulağını, arkaya koy” deyimini, 4-5 yaşından beri bilir ve yeri gelince kullanır. Oyunlarda mızıkçılık yapanlara, oturup- kalkmasını bilmeyenlere, delikanlılık dönemlerinde şımaranlara, iş yaşamında yalakalığı meslek edinenlere, defalarca söylemişlerdir ve söylemlere tanık olmuşlardır. Olmuşlardır da, sözden alınanlara tek bir söz yeter.
Hele…Hele… Zamanında ve yerinde söylenmişse, değme gitsin.
Değme gitsin ki, dile yerleşsin. Kalıcılığı bilinç altına yerleşsin. Binlerce yıldır, yerleştiği gibi.
Deyimler, yol gösterir. Deyimler, kalıcıdır. Deyimler, halkın toplumsallaşmasını kolaylaştıran bilgilerdir. Süzülmüşlerdir. Arıdır. Durudur. Akıcıdır. Toplum benliğinin, yaşayan kurallarıdır. Elde, belge yoktur. Yeri zamanı gelince, dudaktan dökülür. Yol- yöntem öğretir. Uzaltır. Kısaltır. Hedefi, kolaylaştırır.
Kentin hafızası deyip, kişisel birini bulup, hafıza toplamaya uğraşıyorlar. İnsanları zorlayarak, hep bildikleri poz verme kısır döngüsünün içindeler. Akılları sıra, yaşamdan kopuk, gösterişi bol kahkaha ortamları…
Kentlerin hafızası, insanlarla şekillenir. İlk düştüğün sokağı, seni kandırmaya çalışan satıcıyı, adımlarının gücünü ölçtüğün parkı-yolu unutmazsın. Yaşanılan kentteki anıları, anı toplama alanlarını kişiler oluşturur.
Tüm okullardan mezun olanların yıllara göre birliktelikleri ve dernekleşmeler. Aynı alanlarda toplulaşmalar, toplumun derinliklerini oluşturmaktadır. Hafıza, bu döngüleri arar, bulur. Tatlı bir sohbet, tatlı bir araştırma, tatlı bir bakış, tatlı bir yoldaşlık, hafızaları tazeler.
Bilirsiniz, insan her zaman konuşmaz. Dakikada, 600-850 imgeyi tanımlayan beynimiz, dakikada en fazla 250-300 civarındaki okuma- konuşma hızını kontrol etmezse sözcükler anlamlanamaz. Ek olarak devreye, el-kol hareketleri, mimikler, ayna nöronlar karşılıklı konuşmanın olmazsa olmazlarındandır. Ekler, anlamların kavranılmasının yardımcılarıdır.
” Emir tekrarı”
Kulağını kes, arkaya koy ! deyiminin panzehiri olarak yöneticilerin kendini koruma amaçlı geliştirdiği kuraldır. Karşılıklı uzlaşılan bir olguyu belirler. Çift yönlü uzlaşıda, uzlaşıyı kolaylaştırıcı kavramdır. Söz verdirir. Yaptırır. Yapılanı kontrol ettirir.
Yoksa:
– Kulağımı kestiler diyen adam,
yalan söylüyor. Olayı ben gördüm.
-Nasıl oldu, nasıl gördün ?
– Kendi kulağını, kendisi ısırdı.
Olayları böyle anlatmayı isteyenlerin, yönlenenlerin, beslenenlerin, gözlerinin sağlam raporuna inanılır mı ?
Neredeyse bir yıldır, aynı günleri, aynı olayları yaşıyoruz.
Nedensiz, sebepsiz NEFRET;
” toplumun çökmesine” neden olur. Topluma aynı olayların yaşatılması, ileri giden yaşamı durdurur.
En kısa zamanda, hiç ertelemeden, yas-kavga-nefret söylemleri yerine, gelecek güzellikleri planlayan, projelendiren, gerçekçi, LİDERe değil, güvenilir ekiplere gereksinim açıkça ortada. Ertelenen her gün, yaraları derinleştirir. Ekibin varlığı, yaraları her gün iyileştirir.



