Myrina arkeolojik alanı, iyi organize edilirse, insanlar eline mala alır, kazı alanına koşar.
İnsanlar geçmişle bağ kurmayı sever. İlgilendikleri şeyin, bir hazine, bir altın, bir para değil, bu ” toprağın kimliği” olduğunu çok kolay kavrar. Böyle oluncada, elindeki malanın yıkım aracı yerine, keşif aracı olduğunu tüm dünyaya gösterir.
Arkeoloji dünyasında buna “Kamusal Arkeoloji” deniyor. Ülkemizde halkın eline araştırıcı malanın verilmesi, definecilikle mücadele etmenin en etkili yoludur.
- Benim şehrim”, bu toprağın geçmişidir. Ben, tel örgülerinin arkasından olaylara bakamam. Buraları özel bölmeler dışında, her yıl emlak vergilerimle yeniden şekillenen, güçlenen yerler olmalıdır. Olmalarından da gurur duyarım.
- Bir Aliağa’lı, Bakırçay’lı; Myrina Antik Kazısında çıkan bir oyuncağın, 2-3 bin yıl önce, kendi mahallesindeki bir çocuğun elindeki ile aynı amaçları taşıdığını görür ve düşünür.
Myrina’da evin duvarlarında, bahçenin duvarlarında ki taşların, Aliağa’da, Güzelhisar’da, Çaltılıdere’de vb. yerlerde, aynı taş ocağından geldiğini gözlemleyebilmelidir.
- Bu yılların bilgi birikimi düzeyindeki çağdaş insan, Aliağa-Myrina’ da ki, pişmiş toprak bir terracotta parçasının tarihe ışık tutma değerinin, eritilecek bir gram altından çok daha değerli olduğunu biliyor.
Kazı alanlarında, gönüllü kazı programları uygulanırsa, o heyecanı yaşayanlar, kaçak kazı yapmak yerine, o değerin korunması için uzmanlaşmaya yönelecektir.
Bir antik kentin, alanın, sadece ” taş yığını” olmadığını oranın, ” açık hava müzesine” dönüştürülmesinin yerel ekonominin( otel-restoran-rehberlik-yerel ürünler, vb.) nesiller boyu besleneceği unutulmamalıdır.
Toprağın altı, suyun altı, bilinçli değerlendirilirse, üstü güzelleşir, güzelleşir, güzelleşir…



