Ana sayfa » Güncel » “İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ARTIK KABUS HALİNE DÖNÜŞTÜ..”

“İKLİM DEĞİŞİKLİĞİ ARTIK KABUS HALİNE DÖNÜŞTÜ..”

Yazar: Erdinç Şahin
0 yorum

KUZEYEGEHABER-Dünya’yı ve Türkiye’yi olumsuz yönde etkileyeceği belirtilen iklim hareketlerini değerlendiren Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Helil İnay Kınay, bundan sonraki süreçte buzulların erimesi, sera gazı emisyonlarının artmasıyla birlikte kıyı kentlerinde su seviyelerinin yükseleceğini, aşırı soğuklar ve sıcakların yaşanacağını belirterek, topyekun mücadelenin önemine dikkat çekti.

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Sunlu ise İzmir Kuş Cenneti gibi sulak alanların karbondioksitin emilmesi ve kontrol edilmesi açısından birer depo havzası konumunda olduğunu, bu nedenle mutlaka korunması gerektiğini belirtti.

İklim Değişikliği Paneli (Intergovernmental Panel for Climate Change, IPCC) tarafından hazırlanan ‘Değişen İklimde Okyanuslar ve Kriyosfer 2019 Raporu’na göre hava olayları artıyor, deniz seviyesinin yükselmesi hızlanıyor. İklim değişikliklerinin, özellikle kıyı kentlerini etkileyeceği tahmin ediliyor.

2100 yılından itibaren deniz seviyesinde 84 santimetrelik bir yükselme yaşanacağı, ardından bazı kıyı yerleşimlerinin kaybolacağı öngörülüyor. Rapora göre İstanbul ve İzmir’de deniz seviyesi 50 santimetre yükselecek.

Türk Mühendis ve Mimar Odalarına (TMMOB) bağlı Çevre Mühendisleri Odası İzmir Şube Başkanı Helil İnay Kınay, iklim değişikliğinin artık kabus haline dönüştüğünü belirterek, topyekun mücadelenin önemine dikkat çekti. Nüfus artışı ve sonsuz tüketimin getirdiği bir süreçle iklimin değiştirildiğini söyleyen Helil İnay Kınay, bu durumun artık yaşamsal bir sorun haline dönüştüğünü ifade etti.

Kınay, “Bundan sonraki süreçte buzulların erimesi, sera gazı emisyonlarının artmasıyla birlikte kıyı kentlerinde su seviyelerinin yükselmesi, aşırı iklim olayları, aşırı soğuklar ve sıcaklar, yağış rejimlerindeki değişiklikler, sel, doğal afetler, bunun yanı sıra su ve gıda sorunu, aslında yaşamsal olarak bizi tehdit eder hale gelecek.

Biz de kendi ülkemizde, kendi kentimizde iklim değişikliklerinin bu etkilerini yaşamaya başlayacağız. Eğer gerekli önlemleri almazsak, iklim değişikliği sürecinde planlamalarımızı, politikalarımızı buna uygun olarak gerçekleştirmezsek, bu süreci yönetebilmek mümkün olmayacak” dedi.

FAZLA TÜKETİMDEN UZAK DURMALIYIZ’

Kınay, bireysel olarak tüketim çılgınlığından uzak durmak gerektiğine dikkat çekerek, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Raporlar, iklim değişikliği ile ilgili sürecin çok da uzun zaman almayacağını gösteriyor. Beklenenden çok daha hızlı bir şekilde felakete doğru ilerliyoruz. Su seviyesinin yükselmesi ile birlikte özellikle İzmir, İstanbul gibi kıyı kentlerinin sular altında kalması, alan kayıpları, gıda, açlık sorunu, hava kalitesindeki değişiklikler ve bunların yan etkileri ile birlikte yaşam kalitemiz çok ciddi bir şekilde etkilenecek.

Bütün bilimsel raporlar geri dönülmez noktaya ulaştığımızı gösteriyor. Eğer çok acil bir şekilde bu önlemleri yerine getirmez, bireyden başlayarak birey, kent, ülke ve dünya genelinde ortak bir çaba ve çağrıyı büyütmezsek, her birimiz bu yaşam kaosunun içerisinde kaybolacağız.

Kentlerimizde de planlama süreçlerini, yürüttüğümüz tüm faaliyetleri, bireylerden başlayarak tüketim ve üretim dengemizi, iklim değişikliğine göre yönlendirmek, planlarımızı bu doğrultuda değerlendirmek, iklim değişikliğinin etkilerini de hesaba katarak yaşam döngümüzü gerçekleştirmek zorundayız.

Yöneticilerin aldıkları her kararda, yaptıkları her planlamada bu etkileri de dikkate alması gerekiyor. Ayrıca bizlerin de bireysel olarak kendi tüketim alışkanlıklarımızı değerlendirmemiz ve tüketim çılgınlığının getirdiği kaynakların fazla tüketimden uzak durmamız gerekiyor.”

‘DENİZLERDEKİ BİTKİ ÇEŞİTLİLİĞİNDE AZALMALAR VAR’

Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Uğur Sunlu da, ‘Değişen İklimde Okyanuslar ve Kriyosfer 2019 Raporu’nda Ege’deki balık türlerinin yaklaşık yüzde 20’sinin yok olacağı yönündeki bilgileri değerlendirdi. Dünyada iklimi kontrol eden en önemli unsurların denizler olduğunu belirterek, “Atmosferde artan sera gazı dediğimiz karbondioksit gibi gazların miktarlarının artması, sonuçta bu gazların değişik süreçlerde denizlere geçmesine neden oluyor.

Atmosfer ve deniz arasında gaz transferi açısından ciddi bir etkileşim var. Atmosferde sera ve karbondioksit gazları artırdıkça, bunların denizlerdeki konsantrasyonu da artıyor. Ancak denizlerimizde bunu kontrol eden bazı mekanizmalar var. Orman alanları gibi düşünün, denizlerin altında da makrofit dediğimiz büyük, solunum ve fotosentez yapan bitki toplulukları var. Bu bitki toplulukları da ne yazık ki çevresel kirlenme ve çevresel faktörlerden meydana gelen kirlilikten dolayı her geçen yıl denizlerdeki bitki çeşitliliğinde ciddi bir azalma var” dedi.

‘MERCAN RESİFLERİNİN YÜZDE 50- 60’ININ YOK OLMA TEHLİKESİ VAR’

İklim değişikliğinden dolayı yaşanan ve gelecekte yaşanacak olan sorunlara da değinen Prof. Dr. Sunlu, “Bu değişimlerin fiziksel ve biyolojik, kimyasal etkileri de var. Bunlardan en önemlisi su seviyesinde meydana gelen yükselmeler olacak. 2100 yılında şu andaki deniz seviyesinin 50 ile 75 santimetre civarında yükselmesi bekleniyor. Bu da deniz kıyısında olan birçok yerleşim alanının sular altında kalması demek.

Böylece insanın yaşam habitatları daralacak. Bu fiziksel bir süreç. Suyun kimyasal özelliklerine etkisi de olacak. Yine ortamın Ph dediğimiz kavramı gittikçe düşmeye başladı ve bunun sonucunda su içerisinde yaşayan, kalsiyum-karbonat içeren örneğin karides, midye, istiridye gibi kabuklu canlıların kabuk yapılarında erimelere rastlandı.

Özellikle mercan resiflerinin (kayalıklar) yüzde 50-60’ının yok olma tehlikesi ile karşı karşıya olduğunu görüyoruz. Mercan resifleri dünyanın en önemli biyolojik rezerv alanları. Bu alanları kaybettiğimiz an denizdeki biyolojik çeşitliliği de çok büyük oranlarda kaybedeceğiz” diye konuştu.

‘İZMİR KUŞ CENNETİ MUTLAKA KORUNMALI’

Suların ısınmasına bağlı olarak tropikal denizlerden gelen ‘istilacı’ diye tabir edilen aslan ve balon balıklarında da artışların gözlemlendiğini aktaran Prof. Dr. Sunlu, sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bunlar aslında Akdeniz’de bulunmayan türler. Yerel ve ekonomik türlerin yok olmasına neden olarak istilacı ve yayılmacı bir davranış biçimi gösteriyorlar. Bu türler küresel iklim değişikliğinin artışına bağlı olarak Akdeniz ve Ege Denizi’nde de yoğun olarak son yıllarda artış göstermeye başladılar. Bu trend böyle devam ederse, önümüzdeki yıllarda Süveyş Kanalı’nda ya da tropik sulardan gelen türlerin sayısında artış bekliyoruz. Bu da Akdeniz ve Ege Denizi’nde doğal dengenin bozulması anlamına geliyor” dedi.

Alınacak önlemlere de değinen Prof. Dr. Sunlu, “Gaz emisyonlarının belli oranlarda azaltılması gerekiyor. Sulak alanlar, karbondioksitin emilmesi ve kontrol edilmesi açısından birer depo havzası özelliği gösterirler. Bu bölgelerin ne pahasına olursa olsun korunması ve gelecek nesillere aktarılması gerekiyor.

Çünkü sulak alanlar havanın karbondioksitini, denizlere geçiren, depolayan, kontrol eden en önemli mekanizmalardır. Sulak alanlara geçiş zonları diyoruz. Bunlar ne deniz özelliği gösteriyor, ne de karasal ortam. İzmir Kuş Cenneti sulak alandır ve bu sulak alan ne pahasına olursa olsun gelecek nesillere aktarılması gerekiyor” dedi.

Prof. Dr. Sunlu, petrol türevlerinin kullanımının azaltılmasını şart koşarak, şunları söyledi:

“Araçlarda kullandığımız petrol türevlerini mutlaka azaltmalıyız. Sadece araçlarda değil, sivil havacılık ve sivil denizcilik faaliyetleri için de bu durum geçerli. Bunu sağlayamazsak karbondioksit gaz emisyonlarını azaltma şansımız azalıyor. Her geçen yıl şansımızı gittikçe yitirmeye başlıyoruz.

Kesinlikle bireysel ve toplumsal bilinç çok önemli. Toplu taşıma ile gidip gelme, motorlu taşıtlardan olabildiğince uzak durmak, bisiklet, elektrikli araçlara geçebilmek gibi bireysel olarak yapabileceğimiz şeyler var. Bunları topluma yayarak bu olumsuzluktan kurtulmamız gerekiyor.

Çevre hareketleri bireyden, toplumdan, aileden başlatılmalı. Çevre hareketleri, uzun soluklu hareketler. Biz aracı 3 dakikada kesebiliyoruz, ama o ağacın yeniden o boya gelebilmesi için en az 30-40 yıla ihtiyaç var. Çevre sorunlarına bu şekilde bakmamız gerekiyor..”

Kaynak-DHA

İlginizi Çekebilecek Yazılar

Yorum Yap

* Bu formu kullanarak, verilerinizin bu web sitesi tarafından saklanmasını ve işlenmesini kabul etmiş olursunuz.

© 2015 – 2022 | Kuzeyegehaber.com