Ceza yargılaması, maddi gerçeğe ulaşmayı amaçlayan, sıkı usul kurallarıyla çevrili bir süreçtir. Bu süreçte delillerin toplanması, değerlendirilmesi ve duruşmada tartışılması, hükmün isabeti açısından belirleyici bir rol oynar. Delil serbestisi ilkesi gereği, hukuka uygun elde edilmiş her türlü delil ispat aracı olarak kullanılabilmekle birlikte, bu delillerin duruşmada ortaya konulması ve taraflarca tartışılması zorunludur.
Hakimin kararını ancak duruşmada tartışılmış delillere dayandırabileceğine ilişkin kural, adil yargılanma hakkının ve çelişmeli yargılama ilkesinin en temel güvencelerinden biridir. Bu nedenle delillerin değerlendirilme sırası, sanığın sorgusu, taraflara söz verilmesi ve özellikle sanığa son söz hakkının tanınması, ceza muhakemesinin vazgeçilmez aşamaları olarak hem kanunda düzenlenmiş hem de yargı içtihatlarında istikrar kazanmıştır.
DELİL KAVRAMI
Ceza muhakemesinde delil, bir fiilin sanık tarafından gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğine dair yargı merciinin kesin kanaate ulaşmasını sağlayan, olayın tamamını veya bir bölümünü ortaya koyabilen, duyularla algılanabilir nitelikte ve hukuk düzeni tarafından geçerli kabul edilen her türlü ispat aracıdır. Başka bir ifadeyle delil, hakimin maddi gerçeğe ulaşmak amacıyla yararlandığı tüm araçların genel adıdır. Bu yönüyle ceza yargılamasında delil kavramı, özel hukukta kullanılan delil anlayışından daha geniş ve kendine özgü bir yapıya sahiptir.
“Delil” kelimesi Arapça kökenlidir ve temel anlamı; bir iddianın doğruluğunu göstermek, bir hususu ispat etmeye yarayan işaret, belirti veya kanıt niteliğindeki unsurlar olarak ifade edilmektedir. Delil, hangi bilgilerin ve hangi ispat vasıtalarının hüküm kurulurken dikkate alınacağını belirleyen temel unsurdur.
Ceza muhakemesinde deliller farklı türlere ayrılabilir. Uygulamada en sık karşılaşılan delil türleri; belgesel deliller, maddi deliller, dijital deliller, suçlayıcı deliller, aklayıcı deliller ve kimi zaman uydurma deliller şeklinde kategorize edilmektedir. Bir davada ulaşılan maddi vakıanın hukuki nitelendirmesi yapılırken, mahkemelerin dayandığı en önemli kaynak bu delillerdir. Deliller, olayın kanunun öngördüğü koşullar altında gerçekleşip gerçekleşmediğini tespit etmekte kritik işlev görür.
Toplanan delillerin değerlendirilmesi sonucunda olayın tüm yönleriyle ortaya konulması ve hukuki normlara uygulanması süreci ise “ispat” olarak adlandırılır. Hakim, deliller sayesinde olayın meydana gelip gelmediğini, ne zaman ve nasıl gerçekleştiğini belirler; böylece maddi gerçeklik ortaya çıkar. Buna karşılık, kanun veya diğer normatif metinlerin yorumlanması bir delil konusu olmayıp, hakimin hukuki değerlendirmesi kapsamındadır.
Ceza muhakemesinde ispat araçları genel olarak; sanığın beyanları, tanık ifadeleri, sanık ve tanık dışında kalan kişilerin anlatımları, yazılı belgeler, görüntü veya ses kaydı içeren materyaller ve belirti delilleri şeklinde sınıflandırılabilir. Suçun tüm yönleriyle aydınlatılabilmesi için bu delillerin eksiksiz şekilde toplanması büyük önem taşır. Teknolojik ilerlemeler nedeniyle delillerin doğru ve güvenilir şekilde muhafaza edilmesi, tespiti, zincirleme bir işlem sürecinde korunması ve gerektiğinde kriminal laboratuvarlarda analiz edilerek sonuçlarının yargı organlarına ulaştırılması artık zorunluluk haline gelmiştir.
CEZA MUHAKEMESİNDE DELİL VE ÇEŞİTLERİ
Ceza hukukunda deliller her somut olaya göre farklılık gösterir ve yargılamanın merkezini oluşturan maddi gerçeğe ulaşmada temel araçtır. Hukuki açıdan bakıldığında delil, bir fiilin sanık tarafından işlenip işlenmediğine dair mahkemenin kanaat oluşturmasını sağlayan, olayın bir kısmını ya da bütününü ortaya koyabilen, duyularla algılanabilir nitelikteki her türlü ispat vasıtasıdır. Ceza muhakemesinde hakim, karar verirken delillerden yararlanır ve bu nedenle deliller, yargılamanın en güçlü yol göstericisi olarak kabul edilir.
Ceza muhakemesinde delil serbestisi ilkesi benimsenmiştir. Bu ilkeye göre, gerçeğin ortaya çıkarılmasına hizmet eden ve hukuka uygun şekilde elde edilen her türlü delil, ispat aracı olarak kullanılabilir. Yani yargılamada teorik olarak “her şey delildir”. Önemli olan, delilin hukuka aykırı yollarla elde edilmemiş olmasıdır. Delil hukuka uygun olduğu sürece, herhangi bir olayın ispatı yine başka delillerle yapılabilir ve ceza muhakemesinde her şey her şeyle ispat edilebilir.
Buna karşılık hukuka aykırı deliller, hukuka aykırı yöntemlerle elde edilen ve bu nedenle mahkeme tarafından dikkate alınması yasaklanan delillerdir.
Hakim, hukuka aykırı şekilde elde edilen hiçbir delili hükme esas alamaz; ayrıca hukuka aykırı delilden yola çıkılarak elde edilen ikinci delil de “zehirli ağacın meyvesi” niteliğinde sayılır ve hükme esas oluşturamaz. Delilin hukuka aykırı elde edilmesine tarafların rıza göstermesi ya da sonradan kabullenmesi de sonucu değiştirmez; hukuka aykırılık tamamen kamu düzenine ilişkindir.
Ceza muhakemesinde deliller, ileri sürülüş anı bakımından herhangi bir sınırlamaya tabi değildir; deliller her aşamada ileri sürülebilir ve mahkeme tarafından serbestçe değerlendirilir. Hakim, delilleri değerlendirirken vicdani kanaati ile hareket eder ve tarafların sunduğu delillerle bağlı değildir; gerekli gördüğü delilleri kendisi de re’sen araştırabilir. Nitekim Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 217/2. maddesi de bu hususu açıkça ifade etmektedir: “Yüklenen suç, hukuka uygun şekilde elde edilmiş her türlü delille ispat edilebilir.”
Sonuç olarak delil, ceza muhakemesinin her aşamasında varlığını gösteren, maddi gerçeğe ulaşmanın temel aracı olup, hem elde edilme yöntemi hem de değerlendiriliş biçimi yargılamanın adil şekilde yürütülmesi açısından hayati niteliktedir.
Ceza yargılamasında kullanılan delil türleri, maddi gerçeğe ulaşmayı sağlayan ve yargılamanın temelini oluşturan ispat araçlarıdır. Bu deliller, suçun kim tarafından, nasıl ve hangi koşullarda işlendiğinin aydınlatılmasında birbirini tamamlayan nitelikte olup, her biri ceza muhakemesinin farklı bir yönüne ışık tutar. Başlıca delil türleri şu şekilde açıklanabilir:
Tanık Beyanları :
Bir olaya doğrudan tanıklık eden, olayı gören, duyan veya olay hakkında bilgi sahibi olan kişilerin mahkemeye aktardığı bilgiler “tanık beyanı” olarak kabul edilir. Tanık anlatımları, yargılama makamının olayın oluş şeklini, zamanını ve tarafların davranışlarını daha net bir şekilde değerlendirmesine yardımcı olur. Tanıklığın değeri, beyanın tutarlılığı, olayla ilgisi ve diğer delillerle desteklenip desteklenmediği dikkate alınarak belirlenir.
Bilirkişi Raporları:
Özel veya teknik bilgi gerektiren konularda, hakim tarafından başvurulan uzman kişilerin hazırladığı raporlardır. Bilirkişi, olayla ilgili uzmanlık alanına giren hususlarda bilimsel veya teknik değerlendirmeler yapar ve mahkemeye görüş sunar. Özellikle dijital veri incelemeleri, kriminal incelemeler, trafik kazaları, tıbbi değerlendirmeler ve ekonomik hesaplamalar gibi konularda bilirkişi raporları büyük önem taşır.
Olay Yeri İncelemesi:
Suçun işlendiği mahallin olay sonrası delil kaybı olmadan incelenmesi, delillerin tespit edilmesi, fotoğraflanması ve gerekli numunelerin toplanmasıdır. Olay yeri incelemesi sayesinde olayın nasıl gerçekleştiği, tarafların konumu, kullanılan araçlar, maddi izi bırakabilecek unsurlar ortaya çıkarılır. Bu inceleme, maddi hakikate ulaşmada en temel aşamalardan biridir.
Dijital Deliller:
Günümüzde birçok suçta dijital cihazlar önemli rol oynamaktadır. Bilgisayarlar, telefonlar, tabletler, hafıza kartları, sosyal medya hesapları veya mesajlaşma uygulamalarında yer alan bilgiler dijital delil niteliği taşır. Dijital delillerin hukuka uygun şekilde elde edilmesi, korunması ve incelenmesi büyük önem taşır; aksi halde delilin geçerliliği ortadan kalkabilir.
Fiziki Deliller:
Olay yerinde bulunan parmak izi, DNA örneği, kan lekesi, ayakkabı izi, silah, mermi çekirdeği gibi maddi nitelikteki bulgulardır. Bu deliller, fail ile suç arasında doğrudan bağlantı kurabilme gücüne sahip oldukları için ceza yargılamasında en objektif ve en güçlü delil türleri arasında yer alır.
İfadeler:
Ceza muhakemesinde şikâyetçinin anlatımları, tanıkların beyanları, şüpheli ve sanığın savunmaları birer ifade niteliğindedir. Bu ifadeler, olaya ilişkin taraf görüşlerini ve olayın taraflarca nasıl aktarıldığını ortaya koyar. İfadelerin tutarlılığı, olayın genel akışına uygunluğu ve diğer delillerle desteklenip desteklenmediği değerlendirilerek hükümde dikkate alınır.
Bu delil türleri birlikte değerlendirildiğinde mahkeme, olayın oluş şeklini bütün yönleriyle ortaya çıkarma fırsatı bulur ve vicdani kanaatini bu deliller ışığında oluşturur.
DELİLLERİN TARTIŞILMASI…
Ceza muhakemesinde duruşmanın yürütülmesi, kanunun öngördüğü katı bir sıraya bağlıdır ve bu sıraya uyulması, hem yargılamanın düzeni hem de tarafların adil yargılanma hakkının korunması açısından zorunludur. Duruşma, hâkimin, Cumhuriyet savcısının, zabıt kâtibinin ve sanığın salondaki yerlerini almasıyla başlar. İlk olarak tanık ve bilirkişilerin duruşmaya çağrılıp çağrılmadığı, hazır bulunup bulunmadıkları tespit edilir. Ardından iddianamenin kabul edildiğine ilişkin karar okunur. Bu noktadan sonra tanıklar duruşma salonundan dışarı çıkarılır; bu uygulama, tanıkların birbirlerinin beyanlarından etkilenmesini engellemeye yöneliktir.
Tanıkların dışarı alınmasını takiben sanığın kimliği usulüne uygun şekilde tespit edilir. İddianame yeniden okunur ve sanığa CMK gereğince sahip olduğu tüm haklar hatırlatılır. Daha sonra sanığın sorgusuna geçilir. Sorgu aşaması, sanığın kendisine yöneltilen suçlamayı anlaması ve olayla ilgili açıklamalarını sunabilmesi açısından yargılamanın en kritik bölümlerinden biridir. Sorgunun tamamlanmasından sonra, dosyadaki deliller tek tek ve doğrudan doğruyalık ilkesi çerçevesinde mahkeme huzuruna getirilir. Delillerin bu şekilde ortaya konulması zorunludur; zira mahkeme önünde tartışılmayan delillerin hükme esas alınması mümkün değildir. Bu husus, adil yargılanma hakkı ve silahların eşitliği ilkesinin bir gereği olarak ceza muhakemesinin en temel kurallarından biridir.
Delillerin ortaya konulmasının ardından CMK m.216’da düzenlenen delillerin tartışılması aşamasına geçilir. Bu aşamada söz sırası önce katılana veya vekiline, sonra Cumhuriyet savcısına, ardından sanığa ve müdafiine verilir. Cumhuriyet savcısı bu aşamada esasa ilişkin mütalaasını sunar; uygulamada “esas hakkında mütalaa” olarak adlandırılan bu beyan, savcının suçun sübutu ve hukuki nitelendirmesine ilişkin görüşünü içerir. Taraflar yalnızca maddi vakıalara ilişkin değerlendirmelerini değil, eylemin hukuki vasfına yönelik görüşlerini de dile getirebilirler. Kanun koyucu, gerçek anlamda bir delil tartışması yapılmasını amaçladığından, taraflara birbirlerinin açıklamalarına cevap verme hakkı tanımıştır. Bu şekilde yargılamanın çelişmeli usulü ve tarafların savunma hakları güvence altına alınmış olur.
Tüm bu süreç tamamlandıktan sonra, hüküm kurulmadan hemen önce sanığa son söz verilir. Bu aşama CMK m.216/3 gereği zorunludur. Sanığa son sözün verilmemesi, CMK m.289 uyarınca mutlak bozma nedenidir. Çünkü son söz hakkı, sanığın savunma hakkının en geniş biçimde kullanılmasını sağlayan temel bir usul güvencesidir. Bu hak sayesinde sanık, son anda dahi savunmasını geliştirebilir, açıklama yapabilir veya süre talep edebilir. Dolayısıyla sanığa son sözün verilmemesi yalnızca usul eksikliği değil, savunma hakkının doğrudan kısıtlanması anlamına gelir.
Ceza yargılamasının özü, maddi gerçeğe ulaşmak olduğundan, duruşmadaki her işlem ve her usul adımı, bu amaca hizmet edecek şekilde eksiksiz ve kanuna uygun biçimde yürütülmelidir. Aksi hâlde hükmün isabetinden söz edilemeyeceği gibi, verilen kararın hukuki denetimi sırasında bozma sonucu doğması da kaçınılmazdır.
SONUÇ…
Sonuç olarak, delillerin hukuka uygun elde edilmesi, mahkeme huzurunda tartışılması ve tüm taraflara görüşlerini sunma hakkı verilmesi, ceza muhakemesinin adil ve güvenilir şekilde yürütülmesinin temel şartıdır. CMK’nın öngördüğü yargılama sırasına riayet edilmesi hem maddi gerçeğe ulaşılmasını sağlar hem de tarafların savunma ve iddia haklarını güvence altına alır. Özellikle sanığa hükümden önce son sözün verilmesi, savunma hakkının tamamlayıcı ve zorunlu bir unsurudur; bu hakkın tanınmaması mutlak bozma sebebidir. Ceza yargılamasında amaç, yalnızca bir hükme ulaşmak değil, aynı zamanda bu hükmün adil, hukuka uygun ve vicdani kanaate dayalı olmasını sağlamaktır. Bu nedenle, delil değerlendirme süreci ile duruşma düzeni, hem sanığın haklarını korur hem de toplumun adalete olan güvenini güçlendirir…

